Warning: count(): Parameter must be an array or an object that implements Countable in /home/u8328530/public_html/wp-includes/post-template.php on line 284

Warning: count(): Parameter must be an array or an object that implements Countable in /home/u8328530/public_html/wp-includes/post-template.php on line 284

Warning: count(): Parameter must be an array or an object that implements Countable in /home/u8328530/public_html/wp-includes/post-template.php on line 284

Warning: count(): Parameter must be an array or an object that implements Countable in /home/u8328530/public_html/wp-includes/post-template.php on line 284
Köşe YazılarıMustafa AngunYazarlar

Where is going the world and humanity?

Varoluşunu duyumsayan ve düşünen her insanın sorduğu sorudur belki de bu.  Tabii daha temele inersek önce ben neyim, nereden geldim veya nereye gidiyorum sorularıdır akılları karıştıran. Kimisi için bu soruların cevabı basittir, kimisi için bilinçaltına bastırılmış bir karabasan, kimisine göre ise engin bir denizde herhangi bir genel geçer cevaba erişemeyeceğimiz ve vakitin nakitle eşdeğer görüldüğü toplumumuzda boş bir uğraşıdır. Varoluşçu filozof Heidegger “Dünya ya düşmüş olan insan,  özünü ne ile dolduruyorsa odur. “ der. Yani kişi bütün bir insanlığın vicdanı ve eylemi olursa işte mistiklerin ve peygamberlerin vaaz ettiği bütünleşme (Vahdet) gerçekleşir. Öbür türlü kafeste özgürlük arayan bir kuş gibidir. Ruh bilimcilerin de sık sık vurguladığı empati kurmak aslında bu işin bir nevi anahtarıdır. Zaten herkes kendine ve az çok çevresine bakarak muhakeme ettiğinde toplumun aynası olduğunu görür. Gabriel Tarde’nin meşhur tespiti “Toplum taklittir.” sözü tam da bu durumu anlatır.

Bazen birey toplumu taklit eder bazen de toplum gerekli ön kabulü yaptıktan sonra bireyi. Eğer toplum entelektüel bilgi birikim ve tecrübeyi önemsemez, onun yerine dedikodu, safsata, küçük çıkar ilişkileri vs. gibi basit düşünen insanların yolundan giderse işte o vakit karşılıklı etkileşimle büyük bir yıkım meydana gelir. Ali Şeriati’de bu konuda “Toplumları tarih sahnesinden silen savaşlar değil, kolektif ruhun kaybolmasıdır.” der. Bu ruhu önce aydınlar entelektüellere onlar da toplumun daha alt tabakalarına ulaştırarak asgari şartlarda bütünleşme sağlanır. Bunu tepeden inme ideolojilerle veya militarist uygulamalarla sağlamaya çalışmak ise ancak hayal ürünüdür.

Dünyanın genel düşünüşüne bakarsak tamamen pragmatizmin ve tüketim kültürünün egemen olduğu, özgürleşme adına olabildiğince bireyselleşerek sadece kendi dünyasında yaşayan kişilerden müteşekkil, dinlerin bu saldırı karşısında ise yer yer fundamentalist akımlara doğru kaydığı, aile kurumunun çökerek yerine limitet şirket hukukuna dayalı birlikteliklerin hüküm sürdüğü bir Homo Sapiens topluluğu ile karşı karşıya gibiyiz. Burada uzun uzadıya ahlak ve etik dersi vermeye gerek yok. İnsanlar birlikte yaşama ve dayanışma ruhunu kaybettiklerinde işte bunu savunan yüce ruhlu insanlar için artık bu dünyada yaşamanın bir anlamı kalmaz. Yüce ruhludan kasıt tabiatı ve beşeriyeti tüm varoluşuyla idrak etmiş, bazen çarmıha gerilen İsa, bazen derisi yüzülen şair Nesimi, bazen de kendini yakan bir Budisttir. Onları ve onun gibileri insanlık tarihinden çıkardığımızda geriye düşünen hayvan yerine sadece havyan kavramı kalıyor. Artık ortaya çıkan bu postmodern hayvan, Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünyası’nın vatandaşlarıdır.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı